|
İşitmeyi restore
edebilmek için, ses basıncı transfer mekanizmasının
vibrasyon yapan timpanik membranı koklear sıvılarla
bağlantılı hale getirilmesi gerekmektedir. Bu,
hastanın kendi kemikçikleri şekillendirilip yeniden
yerleştirilerek veya ilk seans ile ikinci seansda
prostetik materyaller kullanarak başarılabilir.
Fonksiyonel başarı
için üç temel kural bulunmaktadır;
1-
Kemikçik zincir timpanik
kavitede serbest olarak bulunmalıdır (lateral temas
olmamalıdır).
2-
Kemikçik kitlesi
korunmalıdır ve timpanik kavitede bir bütün olarak
salınım yapmalıdır. Kemikçiklerin birbirinden bağımsız
olarak hareket etmemeleri gerekmektedir.
3-
Protezlerden
kaçınılmalıdır. (Bu son kural bügün için
tartışmalıdır.)
Ossiküler
rekonstrüksiyon materyelleri, otogreft veya allogreft
(ossiküler, kıkırdak vb.) ile alloplastik prostetik
materyaller olmak üzere çeşitli gruplara ayrılabilir.
Ossiküler transposizyon, özellikle inkusun
transpozisyonu ve kemik veya kıkırdak gibi çeşitli
çeşitli otojen materyallerin kullanılması, belirli
durumlarda daha üstün sonuçlar sağlayabilmektedir.
Ancak bu tür materyallerin kullanılması, eğer daha iyi
bir şekillendirme isteniyorsa daha fazla operatif
zaman harcanmasını gerektirmektedir.
Hastanın kendi
kemikçikleri tamamen erode olmuşsa, kendi kemikçikleri
kolesteatomla ilişkili ise, virüs/prion ile test
edilmiş herhangi uygun allojenik donör bulunamamışsa
protezler tercih edilir. Ossiküler zincir
rekonstrüksiyonuna karar vermede kritik olan konu
mobil bit stapes veya footplate’in var olup
olmadığıdır. Stapes kapitulum’u ile timpanik membran
arasına parsiyel ossiküler protezler
yerleştirilebilir. Stapes üst yapısının mevcut
olmadığı durumlarda total ossiküler protezler
kullanılır. Bunlar timpanik membran ile stapes
footplate’i arasına yerleştirilmiştir.
Ossiküler zincir
rekonstrüksiyonu ile ilgili kritik prensiplerden biri,
timpanik membran ile stapes (veya footplate) arasında
yeterli bir gerilimin bulunması gerekliliğidir. Bu
gerilim, rekonstrüksiyonun yerinde durmasını ve atılma
gelişmesini önlemek için gereklidir. Protez
uzunluğunun doğru bir şekilde hazırlanması, iyi işitme
sonuçlarının elde edilmesi için gereklidir. Doğru
uzunluk kritik önem taşımaktadır. Kemikçik kitlesinin
ufaltılması, impedansı azaltıcağı için kompliansı
arttırıcı sesin iletimini kolaylaştırıcı rol oynar.
Ancak hangi protez
kullanılırsa kullanılsın üst plarformun atılma riskini
en aza indirgediği için yüzeyi kartilajla
desteklenmelidir.
Timpanoplasti
cerrahisinde başarıyı belirleyen ekstrensek faktörler
(Kartush JM.-2001)
1- Cerrahinin
planlanması
2- Evreleme
3- Cerrahi teknik
4- Greft ve protezin
yapısı
1- Cerrahinin
Planlanması
Cerrahinin
planlanmasında fizyolojik, anatomik ve patolojik
faktörler rol oynamaktadır. Timpanoplastide başarıyı
etkileyen fizyolojik faktörlerde, kemik yolu/hava yolu
işitme eşiği ve iletim tipi açıklığın miktarı,
hastanın yaşı önemlidir.
a) Temel akustik
fizyoloji
Kulak zarı ve üç
kemikçik sadece pasif ileticiler değildir aynı zamanda
enerjiyi manüple ederlerr. Ses, impedansı düşük
havadan, yüksek impedanslı iç kulak sıvı sistemine
geçerken büyük bir enerji kaybı olur. Zar ve
kemikçikler fizik ve fizyolojik özellikleri ile bu
açığı kapatacak özelliktedir. Cerrahın kullandığı
rekonstrüksiyon materyellerinin biyolojik, fizik
yapıları, bunların montajındaki yöntemler ne kadar
akustik yasalara uygunsa, fonksiyonel neticeler de o
kadar normal değerlere yaklaşır. Cerrah hem zarı, hem
de kemikçikleri tamir etmek zorunluluğunda ise doğal
yapıyı gerçekleştirmesi olanaksızdır. Fakat mümkün
olduğu kadar doğal sisteme yakın tamir yapabilir. Bu
gibi vakalarda bir miktar iletim açıklığı
kaçınılmazdır.
Kulak zarı alanı
konstant olmayıp 0,6/0,8 cm² arasında değişir. Stapes
tabanı ise onun 17/20’de biri kadardır (hidrolik
oran). İnkus ve malleus kemikçiklerinin kolları ve
ağırlık merkezlerine göre gerçekleştirdikleri güç,
kaldıraç prensiplerine bağlı olup (kaldıraç etkisi)
1,3 katsayılıdır. Bu iki etki ile ses enerjisi stapes
tabanında 23-26 kat daha yüksek olmaktadır.
Zar/akustik iletim ilişkileri;
1-
Zarın alanı, titreşim
kapasitesi
2-
Zarın orta tabakasında,
gerginliği sağlayarak impedansı azaltan bağ dokusu
tabakası ağının bulunması
3-
Zarın periferinde bağ
dokusu fibrillerinin gerilimini destekleyen anular
ligamanın bulunması
4-
Zarın üst ortasında,
zarın santraline kadar ulaşan manibrium malleinin in
situ pozisyonu. Zar, titreşim enerjisinin minimal
impedans ile kemik zincire aktarılmasını sağlar. Tüm
akustik alıcı ve verici yüzeyler konik şekildedirler.
Düz bir yüzey akustik enerjiye impedans gösterir. Zar
konik yüzeylidir ve bu iç bükeyliği manibrium mallei
sağlar. Zarın konik olması yüksek tonlar ve
hormoniklerin oluşmasına olanak sağlayarak enerjide
kesilme olmaksızın devamlılığını sağlar. Manibriumsuz
düz bir zar yüksek tonlar ve harmoniklerin
distorsiyonuna neden olarak enerjinin akışını
zayıflatır.
5-
Zardan başlayarak stapes
tabanına iletilen enerjide maksimal üretim ve
konduksiyon (enerjinin manibrium mallei üzerinden
aktarılması ile aktarım maksimal düzeyde olmaktadır.
Zardan tabana direkt enerji transformasyonu [lateral
transmisyon=kolumellar efekt] akustik enerjiyi absorbe
etmek yerine reflekte ederek yüksek impedanslara neden
olur).
Stapes oval pencereye
dik olduğu için stapes hareketi piston şeklindedir.
Stapes başına kadar olan kesimde ise enerji angular
bir hareket ile ulaşır. Stapes angular ligamanı 0,005
inch’dir. Bu dar band tabanın vestibüle hareketlerini
sınırlar. Zarın hareketlerinin moleküler düzeyde
olması, zarla taban arasında büyütücü bir mekaniği
gerekli kılmıştır. Şayet air/bone enerji amacın çok
üstündeki değerlere ulaşacak olursa m.stapedius ve
tensor timpani kasları kemik zincir hareketini
engeller. Bu iki kas sinerjik ve senkron çalışarak
antogonist bir çekimle zinciri filkse ederler.
Stapes piston şeklinde
hareket etmez. Hareket şekli şiddete göre değişir.
Menteşe hareketi yapar. Zar/taban amplitüd rasyosu 2/1
olduğu düşünülmektedir. Taban basıncının zara göre 26
kat olması buna mukabil amplitüdün sadece iki misli
olması taban çevresi anuler ligaman fiziği ile
ilişkilidir. Taban çıkartılarak yapılan stapedektomi
sonucu koklear kayıpların bu mekanizmanın devreden
çıkması ile açıklanmaktadır.
Kolesteatoma olmadığı
durumlarda 20 dB ya da daha az işitme kaybı intakt bir
kemikçik zincir olduğunu düşündürür. Kolesteatom
varlığında kemikçik zincir eksik olsa bile kolesteatom
kitle etkisiyle işitme kaybını azaltabilir. 30 dB’den
daha büyük kayıp, kemikçik zincir defektini akla
getirmelidir.
Timpanoplastiden sonra
subjektif kazanç hissini belirleyen parametreler, hava
yolu eşiği, hava kemik yolu aralığı, subjektif işitme
değişikliğidir. Timpanoplatiden sonra 10 dB’lik kazanç
% 39, 30 dB’lik kazanç % 100 subjektif kazanç hissi
sağlar. Subjektif kazanç hissi opere kulak iyi duyan
kulak oluyorsa % 92, opere kulak kötü duyan kulak
olarak kalıyorsa % 73 subjektif kazanç hissi vardır (Yuen
et al.,ORL-2000).
Bu anatomo-fizyolojik
bilgilerin ışığında kulak cerrahisinde işitme
açısından başarı için;
1-
Doğal fiziğe dikkat
edilmeli ve fizyoloji korunmalıdır.
2-
Zarı kapatmak için
kullanılacak greftin bir stiffness’i (katılığı)
olmalıdır. Bu nedenle mezenkimal doku ihtiva etmelidir
(faysa, periost, perikondrium, kıkırdak…). Bunların
seçimini patolojinin durumuna göre yapılmalıdır.
3-
Zarın anuler ligamanı
korunmalıdır.
4-
Manibrium mallei varsa
muhakkak korunmalıdır. Yoksa bu kesime küçük bir kemik
monte edilmelidir.
5-
Overlay yaymada
manibriumun üstünü kapatma. Greften küçük bir V
çıkararak manibrium greft yüzeyinde serbest kalacak
şekilde yayılmalıdır.
6-
Kemik zincir iletisi
daima m.malleiden başlatılmalıdır. Bu hareketi
kolaylaştırmak için malleusun boynunu kesilebilir.
7-
Grefti yayarken zarın
konik fiziği korunmalıdır.
8-
Stapes tabanı açılıyorsa
hasta akustik enerji ve barotravmadan korunmalıdır.
9-
Zar greftin
mezotimpanumu küçültmesi engellenmelidir.
10-
Mecbur kalmadıkça zincir
iletisi zardan başlatılmalıdır.
b) Timpanoplastide
Yaş Faktörü :
Küçük çocuklarda östaki
tüp fonksiyonu, adenoid vejetasyonu, üst solunum yolu
enfeksiyonunun sıklığı gibi yaşla ilişkili kötü
yöndeki etkenler göz önünde tutularak bazı
araştırmacılar belli bir yaştan önce timpanoplasti
yapılmaması gerektiği fikrini savunmuşlardır. Zaten 3
yaş altında kalıcı perforasyonlar nadiren görülüp,
genelde spontan kapanırlar. Çocuklarda timpanoplasti
başarı oranı 35 ila 93%’tür. Çocuk
timpanoplastilerinde yaş, uygulanan cerrahi teknik,
kontralateral kulağın durumu, adenoidin bulunması,
aktif enfeksiyonun bulunması, perforasyonun boyutu ve
lokalizasyonu, östaki tüpünün fonksiyonu başarıyı
belirlemektedir. Yine Cura O. (2002), çocuklarda
timpanoplasti endikasyonunun çocuğun yaşından çok
kulaktaki perforasyonun yeri, boyutları, immün sistemi
henüz olgun hale gelmemiş olduğundan tuba-timpanik
mukozaların frajilitesi, otitis media insidansı ve
karşı kulağın durumuna göre karar verilmesi
gerektiğini belirtmiştir. Çocuklarda immun sistem tam
gelişmemiş olduğundan ve damak-tuba sistemi de
uyuşumunu tamamlamamış olduğundan kolesteatomsuz
vakalarda çocuklarda timpanoplastinin 10 yaş
çevresinde yapılması gerektiğini belirtmiştir. Tos ve
Lau (1998), perforasyonun kapatılması için alt sınırın
olmadığını belirtmişlerdir ve yaptıkları bir çalışmada
2-7 yaş grubu ile 8-14 yaş grubu arasında başarı oranı
açısından anlamlı fark bulmamışlardır. Bu yüzden
ossiküler zincir rezorbsiyonunun artacağı nedeniyle
erken yaşta timpanoplasti yapılmasını destklemişler;
ve doğru endikasyonlarla timpanoplasti yapılacaksa
erişkinlerden daha çok çocuklarda denenmeye değer
olduğunu belirtmişlerdir. Kessler ve ark. (1994) 2-6
yaş grubundaki 206 hasta üzerinde yaptıkları
miringoplasti operasyonunun % 75-94 oranında başarı
olduğunu belirtmişlerdir.Glasscock 3 ve 4 yaş, Bailey
6 yaş, Berger ve Koch 8 yaş, Raine ve Singh 12 yaşa
kadar cerrahi başarı açısından beklenilmesini
önermişlerdir. Goodman ve Walance ise puberteye dek
beklenilmesini önermişlerdir. Halik ve Smyth (1988),
anterior perforasyonlu 10 yaşından küçük çocuklarda
başarılı sonuçlar almanın zor olduğunu
belirtmişlerdir.
Suyht tekrarlayan her
enfeksiyonun kemikçik zincirde kısmen veya tamamen
immobilizasyon riskini arttırdığını belirtmiştir.
Çocuk yaş dönemde basit bir miringoplasti ile tedavi
edilebilecek bir kulakta, operasyon ertelendiği
takdirde ileri dönemlerde fonksiyonel yönden iyi sonuç
elde etme şansı büyük oranda yitirilecektir.
Optimal timpanoplasti
yaşı üzerinde belirgin fikir ayrılıkları olmakla
birlikte pek çok araştırmacı çocuklardaki
timpanoplasti başarı oranını yetişkinle eşit olarak
bildirmektedir. Pek cerrah timpanoplasti sonuçlarında
yaşın önemli bir kriter olmadığını ve her yaşta
yapılabileceğini kabul etmektedir.
Üç yaş grubunda
(0-8/9-12/13-19) 381 operasyon içeren bir çalışmanın
sonucunda ise gruplar arasında klinik gidiş açısından
fark olmadığı ve timpanoplastinin her yaştaki
çocuklarda güvenli ve efektif olduğunu
göstermişlerdir. Strang östaki tüpünde ventilasyon
fonksiyonunun tam işlemesi ile ilgili morfolojik
değişikliklerin 7 yaşta en belirgin olduğunu
bildirmiştir. Koch 8 yaş ve üzerindeki
timpanoplastilerde % 81 başarı oranının olduğunu, 8
yaştan küçük çocuklarda % 30 başarı oranı olduğunu
belirtmiştir Ancak bu çalışma dışında 8 yaş ile klinik
başarı oranları arasında ilişki bildirilmemiştir.
Podoshin ve ark. 9-14 yaş arasındaki çocuklarda
uyguladıkları timpanoplasti başarı oranını % 92 olarak
raporlamışlardır. Ancak rezidüel hastalık ve
reperforasyon oranlarını raporlamamışlardır. Gianoli
ve ark. Postoperatif greft iyileşme başarı oranını %
92 olarak raporlayıp, hastaları 2 yıl sıkı takip
ettiklerinde ise başarı oranının % 38 olduğunu
raporlamışlardır. Ayrıca çocuklarda adenoidektominin
|